Port Sudan’ın kavurucu güneşi altında, yüzü adeta yürüdüğü yolların bir haritasına dönüşmüş. Alnındaki her bir çizgi, terk etmek zorunda kaldığı bir anıyı, her bakışı ise geride bıraktığı bir vatan parçasını anlatıyor. Gözlerinde savaşın yorgunluğu olsa da, dudak kenarlarında asılı duran o hafif tebessüm, yenilmemiş bir ruhun işareti. O, bu kampta sadece bir sığınmacı değil; sabrın, yaşanmışlığın ve her şeye rağmen ayakta kalmanın sessiz bir anıtı gibi duruyor. Beyaz entarisiyle tozun toprağın içinde, bir devrin bütün yükünü omuzlarında taşıyor ama asla eğilmiyor.
